hığaaaaahhh! kafam bozuluyor bak!

(Source: throughtheeyesofms)

210 notes

bi yer yapmışlar, ne güzel..

bi yer yapmışlar, ne güzel..

60 notes

ve nerden nereye..

“Bir bisikletim var. Paris büyük. Bu büyük şehirde bisikletimle çizdiğim çizgilerin olağanüstü olduğunu söylemek istiyorum. … Çok zamanımı alan, geri dönüşte beni yoran bu muazzam çizgiler, kağıda çizdiklerimden daha güzel, daha yaratıcı ve daha temizler. Bana kalırsa, müzeye yürürken kaldırımlara ayaklarımla çizdiğim çizgiler, içeride duvarlara asılı bulacaklarımdan daha önemli.” (Straight Line Leads tp the Downfall of Our Civilisation/Hundertwasser-1953, Paris)

http://www.locusarchitecture.com/2011/06/02/locus-opens-lyndale-avenue-to-bikes/

[Flash 9 is required to listen to audio.]

21,571 plays

ben sana benimle gel demedim ki
istedim sadece hiçbir yere gitme

aynı cümleyi kurup aynı şehre bakarken 
gideceksen şimdi git güneş doğarken

ben senden benim olmanı istemedim ki
ben senden beni sevmeni istemedim ki
istedim sadece hiç kimseyi sevme

aynı cümleyi kurup aynı şehre bakarken 
gideceksen şimdi git güneş doğarken

çıldırırım belki de? 

seni andim bu gece kulaklarin cinlasin

son günlerde biraz huzursuzum. biraz mı? hadi itiraf et ahbap! evet evet çok huzursuzum.. yaptığım iş saçmasapan yerlere varmaya başladı, bense aynı yerde sayıklamaya devam ediyorum, memnun olunacak bir tarafı yok açıkçası (açıkçası lafından nefret ettirenlerle, sonuçta lafından nefret ettirenleri dövüştürsek her halükarda karlı çıkarız gibi geliyor).

çıkış yolları aranıyor, her zaman olduğu gibi ama her zamankinden biraz daha gerçekle karışık. çünkü eve gelip bir film izlemekten, onu da geçtim bir dizi bakınmaktan, iki sayfa kitap okumaktan bile oldum. vaktim olsa enerjim, enerjim olsa keyfim olmuyor. kaçıp kaçıp gidiyorum bir yerlere, ama hiçbiri yeterince uzak olmuyor. birileri bu gece çadırlarda uyuyor.. ben yine tuhaf rüyaların pençesine düşeceğimi sanıyorum. son gecelerde gördüğüm (haftalarda demeliydim belki de) rüyalar o kadar huzursuz ki, hatırlayamamak bile huzursuzluğumu artırıyor. bazen çat diye bir şey oluyor, a-haa! hatırlıyorum ama sadece bir parça. hep hatırladığım rüyalarım mı (kabus?) yoksa hatırlamadıklarım mı? şimdi ben bunu düşünedururken saçımı kurutayım o halde.. hala yapılacak çok şey var. işe gitmeye sayılı saatler kaldığı gerçeği ise işte orada duruyor..

Radiant City

”(…) Stresli durumlarda kendime genellikle şu soruyo sorarım: Benim yerimde Batman olsaydı, ne yapardı? Batman benim için büyük bir ilham kaynağı -zekası, direnci, kendini feda etmesi- öye ki, bazen gözlerim doluyor. (…) Aslına bakarsanız, hem oturduğum semte hakim olan o toplu konut beton enkazlar, hem de onların bağırsaklarında küf gibi büyüyen o küçük bezgin kaygılar, benim intikam almaya yemin etmiş kahramanımı dışlamak üzere kasten tasarlanmış olabilir.

Daha pratik açıdan bakılırsa; herkes şunu unutuyor: Batman, art deco mimarisinin yanında sadece havalı görünmez, ayrıca bu mimariye uyum da sağlamıştır. Pervazlar, kuleler, kemerler ve geometrik gargoyllarla kaplı bir bina yapmak, üzerindeki tek süslemenin -tırmanmayı imkansız kılan- su geçirmez Prikla kaplamanın üzerine takılıp kalmış bir süpermarket poşetinin olduğu bir bina yapmaktan çok daha kolay. (Buna karşılık Superman’in o ünlü uçma yeteneği var. Newton yasalarının mahkemesine hiç çıkmamış bir güç bu ve bu yüzden de, ıvır zıvır fiziksel bağlama aldırış ettiği yok. Superman’in Corbusier mimarisine bu kadar uyum sağlamış olmasının ikinci nedeni de bu zaten; ilk ve daha aşikar nedense, onun biraz gayriinsani bir şekilde insanın kusursuz olabileceğine olan inancı. Komik bir durum bu aslında; çünkü sonuçta Corbuser’nin Aydınlık Şehri’ni gerçekten yapabilecek biri varsa, o da Lex Luthor’dır.)

Fakat asıl konu bu değil. Asıl konu, tam bir ihtişam yoksunluğu. Bu mekanlar, pisliğin bile hakkını vermiyor. Batman komik dururdu. Çizmelerine sakız falan yapışırdı. Bu kabul edilemez bir şey.” (s. 132)

dunya

bu akşam ben, tatsız, mutsuz ve tam olarak metrobüsün arka kapısına sinek gibi yapıştırılmış vaziyette (yoldan vazgeçmiş sırt çantamla birlikte) eve doğru yol alırken, tam da köprüye yaklaştığım sırada güzel bir sürprizle karşılaştım.. ortaköy açıklarında, boğazın tepesinde havai fişek gösterisi başlamış.. ah dedim ne de güzel.. fakat tüm havai fişek gösterilerinin klasiği, en iyilerin sona saklanmasıdır.. meğer, ne de güzel demek için aceleci davranmışım. biz zar zor ilerleyip de köprüye vardığımızda, yemin olsun sanki benim için yapılıyordu o gösteri. hayatımda ilk kez (o kadar zamandır gelip geçiyorum) böyle bir şeye rastladım. elimi uzatsam dokunacakmışım gibi.. böyle bir akşamı kurtaracak pek bir şey yoktu ya, yine de iyi oldu havai fişekler.. ne olursa olsun, havai fişek hala keşfedilmiş en iyi şeyler listemde zirveye oynamaya devam ediyor..

eve geç gelmenin faydası, yapacak çok şeyiniz olsa da aslında hiçbiri için yeterince vakit ayıramayacağınızı bilip hiçbir şey yapmak zorunda kalmamanız.. vicdan tertemiz.. her şey o yapılacak şeyin iyiliği için valla.. şimdi kim tutup da yarısı yıkanmış bulaşık ister.. ya da mutfakta sızmış bir ev sahibi? olmaz.. o yüzden işte eve gelir üstünü başını değişir, en rahat yere yerleşirsin. sonra mal mal oturursun. sonra dersin bir film izleyeyim hiç değilse, gözler fena, kitap okuyacak hal kalmamış çünkü.. hazır uyku da yokken.. de filmin 6. dakkası yok mesela, sonrası karanlık. e hani yoktu uykun?? sonra zibilyon ışık yılı uzaktan telefon çalar da işte.. iyi olur.. dünyaya dönülür.. yavaş yavaş dönülür ama ne de güzel dönülür..